
Metin Aslanoğlu’na
Kasım.2006
Bir…
Sizi bir davada şahit olarak göstermiştim.
Vereceğiniz ifade öncesi arayıp, sizden herhangi bir ricada da bulunmamıştım.
İsterseniz dava dilekçesini bir kere daha okuyun.


Okudunuz mu?
Şimdi sizin şahit olarak verdiğiniz ifadeye geleyim:

Mahkemede verdiğiniz bu ifade noksandır, yanlıştır, yalandır.
Çünkü bu dava;
Ben ve Tansel sizin neyiniz oluyoruzun,
Sizin, ben ve Tansel ile bir alıp vereceğinizin olup olmadığının,
Efsal Arslanoğlu’nun hangi çocuğunun hangi eşinden olduğunun,
Sizin şirketten ayrıldıktan sonra hangi şehire yerleştiğinizin,
Benim nerede kaldığımın,
Efsal Arslanoğlu’nun kimin yanında kaldığının,
Sizin Efsal Arslanoğlu ile kaç sene ticaret ortaklığı yaptığınızın,
Hangi yılda şirketten ayrıldığınızın,
Efsal Arslanoğlu ile hangi şekilde ortak olduğunuzun,
Sizin şirkete ortak olduğunuz da böyle bir durumun olup olmadığının, tesbiti davası değildir.
Kısacası bu söyledikleriniz boş laflardır, laf kalabalığıdır.
Ayrıca söylemişsiniz ki;
Hisselerimi şirkete devrettim.
Murisin davalıya mal varlığını, hisseyi devrettiği konusunda bir bilgim yoktur.
Ben şirketin hisselerini, diğer mallarını davalıya devrettiğine dair herhangi bir bilgim yoktur.
Bu söyledikleriniz de yalandır. Hemde süzme yalan!
Allah’ın laneti yalancıların üzerine olsun. (Kuran’ı Kerim, Al-i imran 61)
Sebeplerine gelince:
Siz Efsal Arslanoğlu ile 30 sene birlikte ticaret yaptınız.
Gelirlerinizi aynı kasaya koyup, harcamalarınızı aynı kasadan yaptınız.
30 sene boyunca aynı kabdan yemek yediniz.
Ben de dahil, tüm çocuklar sizlerinin ellerinizde büyüdük.
Herşeyin nasıl olduğunu en iyi siz biliyorsunuz.
Siz değil mülkiyetlerin neler olduğunu, hangi mülkiyetin yapımında kaç torba çimento,
kaç ton demir harcandı onu dahi biliyorsunuz.
Siz isteseydiniz;
1993 yılında Efsal Arslanoğlu’nun mülkiyetlerinin neler olduğunu,
Mülkiyetlerinin değerlerini,
Şirketten ayrılırken, şirketin gerçek maddi değerini,
Depolardaki malların gerçek maddi değerini,
Şirket hissenizi Tansel Arslanoğlu’na kaç TL ye devrettiğinizi,
(Güya 1,5 TL ye satmışsınız..! Bir paket sigara parasına yani)
Size ait olan gayrimenkulleri kaç TL ye Tansel Arslanoğlu’na sattığınızı,
Sizin ve Cansel Arslanoğlu’nun Tansel Arslanoğlu’na sattığı mükiyetlerin alımının
benim yardımlarımla gerçekleştiğini ve bunu bizzat Efsal Arslanoğlu’nun size söylediğini,
Almanya’dan Türkiye’ye dönmemi babamın ısrarla istediğini,
Almanya’da ki mülkiyetlerimi satıp Türkiye’ye geldiğimi,
Mülkiyetlerimin neler olduğunu kendi gözlerinizle de gördüğünüzü,
Kars’ta eve alınmadığımı,
Sebebinin Lebise ve Tansel Arslanoğlu olduğunu,
Babamın vefatının dahi bana bildirilmediğini,
Lebise Arslanoğlu’nun, babamın vefatını bana bildirmek isteyenleri engellediğini söyleyebilirdiniz.
Gerçekleri en ince detaylarına kadar siz biliyorsunuz.
Sizden daha iyi bilen biri yok.
Neden doğruları söylemediniz..?
Neden noksan, yanlış ve yalan ifade verdiniz?
Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır. (Hz.Muhammed)
***
İki…
Siz, ben ve Cansel İstanbul/Rahmanlar, Halitpaşa caddesi, Nr:65 deki mülkiyetin bodrum,
zemin ve teras katlarının ortak sahipleriyiz.
Buraların aramızda adilce bölünmesi için bir sürü seçenekler önerdim.
2 yıl boyunca defalarca Almanya’dan geldim.
Farelerlerin olduğu dükkanda kaldım, uğraştım, bekledim.
Olmadı geri gittim.
Size ve Cansel Arslanoğlu’na taahhütlü mektup gönderdim. Umursamadınız.
Daha sonra avukat tarafından yazı gönderip, bölünmediği taktirde mahkemeye müracaat edeceğimi bildirdim. Yine umursamadınız.
Hatta siz bana;
Cansel ve Göksel insan değil.
Bunlarla anlaşma felan olmaz. Sen en iyisi git mahkemeye ver, dediniz.
Binanın yan ödemelerinde yapılan sahtekarlığı yazıp,
binadaki mülkiyet sahiplerine ve kiracılara dağıtmamdan dolayı
Cansel Arslanoğlu’nun dükkanların camlarını kırdığını ve 2 yıl boyunca taktırmadığını da biliyorsunuz.
Tüm bu olaylar sonrası mahkemeye müracaat ettim.
Dava konusuna gelince:
Bodrum, zemin ve teras kattaki yerleri Cansel Arslanoğlu kullanıyor mu, kullanmıyor mu?
Evet yada hayır.
Hepsi bu kadar.
Fazlası masal.
Fazlası geyik muhabbeti…
***
Sizin avukat bir damatınız var.
Ona bir sorun ki „kullanıyor“ ne demektir.
Anlaştık mı?
Ben yinede izah edeyim;
Bir mülkiyeti kullanmak demek, oradan bir menfaat sağlamak demektir.
Örneğin;
Ortaklı bir mülkiyette imalathaneniz varsa, oraya eşyalarınızı koyuyorsanız,
orasını kullanıyorsunuz demektir.
Siz yinede avukat damatınıza bir sorun. Mutlak biliyordur.
Sordunuz mu?
Ne dedi?
Ben konumuza döneyim;
Cansel Arslanoğlu’nun zemin katında imalathanesi yok mu?
Bodrumda veya teras katta hiç eşyası yok mu?
Veyahutta ben size başka şekilde sorayım.
Allah’ınıza, peygamber’inize, din’inize, iman’ınıza, namus’unuza, şeref’inize yemin edebilirmisiniz ki,
Cansel Arslanoğlu’na ait zemin bodrum ve teras katta kibrit çöpü bile yoktur ve olmadı?
Cevap..?
Gelelim sizin adalet huzurunda verdiğiniz ifadeye:

İfadenizde demişsiniz ki;
Ben bu bölümde davalı Cansel’in pasta yapmasına izin verdim.
Benim iznim üzerine bu taşınmaz kullanılmaktadır.
Yani diyorsunuz ki:
Davalı Cansel’in buraları kullanmasına ben izin verdim.
Sebebi ve sorumlusu benim.
Madem sizin izninizden dolayı Cansel oraları kullanıyor,
o zaman kanunun belirleyeceği rakamı siz bana ödeyin.
Cevap?
Birde demişsiniz ki:
Taşınmazların paylaştırılması konusunda benim bilgim yoktur.
El insaf Hacı Metin
Aramızda 26.11.2000 tarihinde yazılı anlaşma bile yaptık.
Hepimiz imzaladık. Aramızda takas yapacaktık.
Ama Cansel Arslanoğlu’nun takas yapabilmesi için önce o mülkiyeti tapuda kendi üzerine geçirmesi gerekiyordu.
Çünkü anlaşmayı yaptığımız tarihte o mülkiyetler hala babaları rahmetli Cem Ender Arslanoğlu üzerine kayıtlı idi.
Malum Cansel ve Göksel Arslanoğlu’nun defalarca bana karşı verdikleri sözlerde durmamalarından dolayı,
anlaşmanın arkasına da ek olarak
„İş bu anlaşma 05.12.2000 tarihine kadar geçerlidir“ yazmıştık ve imzalamıştık.
Ben 05.12.2000 tarihine kadar İstanbul’da beklemiştim.
Cansel Arslanoğlu bu tarihe kadar devir işlemlerini tamamlamamıştı.
Bende geri Almanya’ya dönmüştüm.
25.10.2000 geliş, 05.12.2000 dönüş.
Beni 40 gün bu iş için beklettiniz.
Bana oraların çizimlerini yaptırdınız.
Fotokopilerini çektirttiniz.
Hepimizde imzaladık.
Şimdi kalkmış, hemde yemin ederek mahkemede diyorsunuz ki;
Taşınmazların paylaştırılması konusunda benim bilgim yoktur.
El insaf Hacı Metin, el insaf
şimdi şurayı tıklayın Allah aşkına
Birşey söylememe gerek var mı?
***
Üç…
Birinci ifadeninizin noksan ve yalan olmasından dolayı, aynı dava hakkında sizi tekrar şahit olarak göstermiştim.
İşte söyledikleriniz;

İkinci ifadenizde de yalan söylemişsiniz.
Defalarca bodrum ve teras katlarının davalı Cansel Arslanoğlu tarafından kullanılmadığını tekrarlamışsınız.
Benim anlayamadığım konu ise;
Bir vakit namazınız geçmez.
Oruç tutmak, kurban kesmek konusunda kusurunuz yok.
Ehh 2 kerede Hac’ca gittiniz.
Cemaat içinde „Allah adaletten ayırmasın“ dersiniz.
Peki neden yalan söylüyorsunuz?
Hemde adalet önünde..!
İnsaf dinin yarısıdır diye bir deyim vardır.
İnsaf Hacı Metin insaf…
Siz yalan söylerseniz, adalet nasıl yerini bulsun?
Adalet huzurunda yalan söylemenin, „Allah’ı inkar etmekten sonra gelen en büyük günah“ olduğunuda bal gibi biliyorsunuz…
Şimdi de BURAYI tıklayıp sakin sakin okuyun.
Ayrıca;
1 karınız, 6 çocuğunuz, 12 torununuz var.
Bunlardan birine „yalancının karısı“ veya „yalancının çocuğu“ veya da „yalancının torunu“ derseler üzülmez misiniz?
Dedimya anlayamadım gitti.
Benim bildiğim şu ki;
Hepimiz faniyiz, hepimiz öleceğiz.
Geride kalan en değerli şey ne mülk ne servet.
Ne yapılan büyük mezar, ne de mezar başında okunan Kur’an.
Bence önemli olan:
Birinin arkasından,
„Nur içinde yatsın. Dünyaları versen yalan söylemezdi“ denilmesidir.
Bence tabii ki…
***
Dört…
Babamın vefâtında beni neden aramadınız?
Malum böyle bir durumda beni arayıp haber vermek, önce size düşerdi.
Siz neden aramadınız?
Aylar sonra 40 m2 dükkan meselesinden dolayı beni aradığınızda,
„Hacı Hacı Lebise’nin istememesinden dolayı babamın vefatında beni aramadığınızı“ söylemiştiniz.
İşte tüm sorunlar ve sorular bu cevapta yatıyor.
Hacı Lebise’den bu kadar korkmanızın sebebini madem siz yazamıyorsunuz, ben yazayım bari.
Doğruları söylerseniz, Hacı Lebise’de sizin hakkınızda öyle bir şey söylerki, cenaze namazınız dahi kılınmaz.
Hadi bakalım. Sıkıyorsa söyleyin…
Bundan sonrasını size kocam, babam, dedem, kardeşim diyenler düşünsün…
Bundan sonrasını size merhaba diyenler düşünsün…
30.Haziran.2008
Bana telefon açıp, yazdıklarımı bir kere dahi olsun okumadığız konusunda yemin ettiniz.
Sorum şu;
YALANCININ..?
21.Ekim.2009

Yahu Hacı Metin!
Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür de bu kadar mı maluldür?
(İnsan hafızası unutkandır da bu kadar mı unutkandır?)
Efsal Arslanoğlu ile ortak olarak sahibi olduğunuz gayrimenkullerin bölünmesi mümkün olmadığı için, hisselerinizin devri konusunda vekaletinizi enişteniz olan Yüksel Güler’e vermişsiniz !!
Ayrıca demişsinizki;
Ancak bu hisselerin dayım Efsal üzerinemi, yoksa davalı Tansel üzerinemi yapıldığı konusunda bir bilgim yoktur.
Beyanı okundu, yemini yaptırıldı, imzası alındı.
Şimdi size birkaç belge göstereyim:


Çok açık ve net bir soru:
O yemin sizi bildiği gibi yapsın mı?
Yalancının şeyinin şeyini de, Yüksel Güler şey yapsın mı?
Devamınıda yazayım
Hadi saçından, sakalından, yaşından, başından utanmıyorsun.
Allah’tanda mı korkmuyorsun…?
Sen istersen kafanı secdeden kaldırma!
İstersen var git bin kez Hac’ca…
İstersen abdestsiz adımını atma…
Bana ne?
Bunlar beni ne ilgilendirir?
Beni ilgilendiren senin seciyendir, ahlákındır, terbiyendir, insanlığındır…
Ben senin adamlığına bakarım!
Adalet huzurunda verdiğin ifadeyi okuyunca, dudaklarımdan dökülen sözleri engelleyemedim…
Kutsal bildiğin herhangi bir şey varsa, onun üzerine yemin edermisin diye sormama gerek yok.
Yemin bile etmişsin.
Ne olur bir kere doğruyu söylesen…
Ne var yani ?
Oturma organın mı şişer?
AÇIK SORULAR:
05.01.2010
İnsanlara durup dururken, boşu boşuna lakap takmazlar.
Sorum şu;
Sizin lakabınız neden ŞİRRETLER veya ŞİRRETGİL?
08.01.2010
Soyadınız 1970 yılına kadar ERKOÇ idi.
Babamla şirket kurduğunuzda ARSLANOĞLU, şirketten ayrılınca ASLANOĞLU olarak değiştirdiniz.
Tekrar değiştirmeniz zaten imkansız.
5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 36/1-b uyarınca, ikinci kez soyadı değişikliği için dava açılamıyor. (Yarg. 18. HD, 29.4.2010 T. ve E.2010/2510, K.2010/6606)
Sorum şu;
ERKOÇ olmasının size zararı ne idi?
Madem tekrar değiştirdiniz ŞİRRETOĞLU daha uygun olmazmıydı?
10.01.2010
1993 den beri sahibi olduğunuz Kartal’daki gayrimenkulün satış bedelinin 620.000 TL
ve kiracınında aylık 4500 TL kira ödediğini ilan etmişsiniz.
Mülkiyet sizin, istediğinizi talep edebilirsiniz.

Sorum şu;
Belediye’ye hangi değer üzerinden emlak vergisi ödüyordunuz?
Maliye’ye bildirdiğiniz kira bedeli ne idi?
12.01.2010
Hz. Peygamber, kamu malından birkaç kuruşluk bir miktarı çalan Eşca’lı sahabîsinin
cenaze namazını kılmamıştır. (İbn Hemmam; el-Musannef, 5/244)
Hz. Peygamber, kamu malı çalmış, kamu hakkına tasallutta bulunmuş olanların
cenaze namazlarını kılmamıştır.(Zâdü’l-Mead, Beyrut 1981 baskısı, 1/515, 3/107-108)
Size gelince:
Mülkiyet sahibi olduğunuz İstanbul/Rahmanlar’daki daireleri, Tapu kütüğündeki kayıtlara göre:
8 Nolu daireyi 02.10.1995 tarihinde 450 (dörtyüzelli) TL ye,
7 Nolu daireyi 08.11.1995 tarihinde 510 (beşyüzon) TL ye,
11 Nolu daireyi 04.04.1996 tarihinde 900 (dokuzyüz ) TL ye şatmışsınız.
4 Nolu daireyi kaça sattığınıza dair şu anda elimde belge yok.
Tapu’dan öğrenince, yazarım.
Sorum şu;
Üç kuruş daha az vergi vermek için sattığınız dairelerin satış bedellerini, gerçek değerlerinin
% 1 inin altında göstererek cenaze namanızınızı kılacak insanları neden zor duruma düşürüyorsunuz?
Allah gecinden versin ama olurya siz benden önce Rahmete kavuşursanız,
sizin cenaze namazınızı kılmayacağım.
Doğruları söylememenizden dolayı size olan hakkımı da Helal etmiyorum.
15.01.2010
Nurten Kars’taki apartmanın merdivenlerinde sizi birisiyle şekerleme yaparken görmüş.
Gördüklerini Lebise’ye anlatmış.
Anlatta aydınlanalım şekerim!!!
Veyahutta siz doğruları söyleyin, gerisini Lebise zaten anlatır.
16.01.2010
Ben bildim bileli Kartal’da size verilen hisseden dolayı yakınıp durdunuz.
En değerli yeri babamın aldığını, değeri en düşük yerin ise size verildiğini 40 kere kendi kulaklarımla sizden duydum.
Bu değeri düşük hissenizi satmak için gazeteye ilan vermiştiniz.Satış bedeli 620.000 TL.
Çıkan kiracıda 4.500 TL aylık kira ödüyormuş.
Cansel’de pastanenin bir bölümünü iş yeri yapmış, diğer bölümünü kiraya veriyor.Aylık kira 6.000 TL.
Tümünü kiraya verecek olsa herhalde aylık 9.000 TL felan isterdi.
Özetleyecek olursam;
Yerin en değersizi sizin. Satış bedeli: 620.000 TL
Biraz daha değerlisi Cansel’in. Aylık kirası: 6.000 TL ( hemde dükkanın tümü değil )
En değerlisi babamın. Aylık kirası: 1.200 TL ( Tansel’in mahkemeye sunduğu rakam )
Sorum şu;
Bu işte bir bit yeniği var ama çözemedim gitti.
Yeni bir dava açıp, sizi şahit göstereceğim.
Olur mu şekerim?
24.01.2010
Öküz…
Boğa’nın kısırlaştırılmışı yani.
Şekerleme yapamayanı.
Söğüt dalına yuva yapan.
Yavrusunu sinek kapan ise, Manda (Camış yani)
Allah’ın bildiğini kuldan saklamanın gereği yok.
Babanız Altun Erkoç Gume’de çarıkçılık yapıyormuş.
Çarık yapabilmek için başkalarına ait ÖKÜZ ve MANDA ları önce bir ağaca bağlarmış.
Çarıklık deriyi bıçakla kesip, kestiği derinin uçunu da ağaca bağlarmış.
Daha sonra ağaca bağladığı ÖKÜZ veya MANDA’nın bağını çözüp, kırbaçlarmış.
Dolayısıyla kırbaçtan kurtulmak isteyen hayvan kaçıncada babanıza çarıklık deri çıkarmış.
Yazdıklarım yalan mı diye sormuyorum.
Kendi kulaklarımla babanız anlatırken 40 kere duydum.
Allah babanızı ahirette Öküz ve Manda’dan saklasın?
Sorum şu;
Onun bunun öküzünden mandasından çalınan derilerle çarık yapıp satan bir babanın oğlusun.
Kars’ta “Posoflu Dürüst Kardeşler“ adı ile ticarete başladınız.
Babama ortak olmak için kaç çarık verdiniz?
Yoksa babama başka birşey mi verdiniz?
Anlatta şekerimiz düşsün ŞEKERİM…
26.01.2010
Besle kargayı, oysun gözünü…
Babamdan ayrılırken bana yapılan eğitim masraflarını almışsınız.
Aferin iyi yapmışsınız.
Birde dövseydiniz bari.
Tansel 300.000 Mark olduğunu iddia ediyor.
Tevhiddin ise 48.000 Mark.
Gerçek rakamı bilen bir Allah birde siz.
Gerçek miktarı yazar mısınız lütfen?
Aklıma gelmişken…
Her geldiğimde kurbanlar kesilirdi.
Onların parasınıda aldınız mı?
Tansel İzmir’de, Cansel ve Göksel Eskişehir’de eğitim yaptılar.
Onlara yapılan masrafları Hibe’mi ettiniz?
Sorum şu;
Nurten ne gördü?
Cansel’e anlat bari…
15.02.2010
Neden cevap yazmıyor sunuz?
Dut’mu yediniz?
Sahi merdivenlerde ne oldu?
Veyahutta Mahkeme’lerde doğruları söylememenizin nedeni merdivenler mi?
09.09.2010
Malum bu gün bayram. Ramazan bayramı – 2010
Bu münasebetle bir kaç soru.
Bir ay boyunca oruç tuttunuz.
Günde en az 5 vakit namaz kıldınız. Teravileri hiç kaçırmadınız.
Bir ay boyunca mutlak bin kere „Bismillah“ dediniz.
Asker traşı sakalınızı, yüz bin kere okşadınız.
vs.
vs.
Bu gün ve şu an itibarı ile size yazdığım bu yazı 2042 kere okunmuş.
Sizinle en son 30.06.2008 tarihinde görüşmüştüm ve siz bana yazdıklarımı bir kere dahi olsun
okumadığınız konusunda oğlunuz Bülent’in başına yemin etmiştiniz.
Sorum şu;
Sizi mümin sanıp Ramazan bayramı dolayısıyla bu gün veya yarın elinizi öpmeye gelenlere elinizi
uzatırken içinizde CIZZZZZ diye bir duygu oluşmuyor mu?
Ayrıca hiç kimsenin:
Benim kocam, benim babam, benim kardeşim, benim dedem, benim kaynatam;
„Şereflidir“, „Namusludur“, „Asla yalan söylemez“ dememesi sizi hiç düşündürmüyor mu?
Samimi bir itiraf;
Her kes her kesin ne olduğunu biliyor…
Sizinde ne olduğunuzu her kes biliyor…
Ama çocuklarınız dahi susuyor.!!!
Benim babam „yalan söylemez“ diyecek bir çocuğunuz dahi yok…!
Vah vah vah….
Sahi merdivenlerde ne oldu?
İllaki ben mi yazayım.
16.09.2010
Sizin hakkınızda bir kitap hazırlıyorum.
Sorum şu;
Kaç tane bastırayım?
27.09.2010
Kendimi ihbar ediyorum
Bakın, demedi demeyin, hakkımı yemeyin!
Bu bir açık ihbar yazısıdır sakın ola es geçmeyin!
Saklayıp gizlemeyi kalemime yakıştıramam; hiç eğip bükmeyeceğim
Bu kadar yüreği ve midesi geniş insanların yaşadığı bir zamanda, mat olmak benim kaderim…
Hukukun üstünlüğüne, hukuk devletine ve adalete güvenmek istiyorum…
Rica ediyorum.
Ne olur… Benim gibi “saf”ları daha fazla zorlamayın!
Eğer, bu ikazımı ve yumuşak cevabımı dikkate almaz ve Adalet huzurunda doğruları söylemezseniz, sizi edebi yeteneğim ve kelimelere son derece hakim dilimin kırbaçlarıyla tekme tokat dövmekle kalmayıp, teşhir edeceğim.
Hukukun verdiği tüm imkanları kullanarak, sizi doğduğunuz yere kadar kovalamakla kalmayıp, doğduğunuza pişman edeceğim.
Bunları neden mi yazdım?
Hiiiiiççç.. Laf olsun diye!