
Nursel Güneş’e
Şubat.2010
Anımsatayım;
15.02.1999
İstanbul’a geldim.
21.03.1999
İstanbul’a tekrar geldim.
13.07.1999
İstanbul’a tekrar geldim.
08.10.1999
İstanbul’a tekrar geldim.
02.12.1999
İstanbul’a tekrar geldim.
16.03.2000
İstanbul’a tekrar geldim.
15.05.2000
İstanbul’a tekrar geldim.
05.07.2000
İstanbul’a tekrar geldim.
Zemin kattaki dükkanda kalmaya başladım.
25.10.2000
İstanbul’a tekrar geldim.
Yine zemin kattaki dükkanda kaldım.
04.03.2001
İstanbul’a tekrar geldim.
Yine zemin kattaki dükkanda kaldım.
08.05.2001
İstanbul’a tekrar geldim.
31.05.2001 tarihine kadar yine zemin kattaki dükkanda kaldım.
01.06.2001 – 28.06.2001 tarihleri arasında 10 nolu dairede kaldım.
04.07.2001
İstanbul’a tekrar geldim.
Dairenin satış işlemlerini yaptım.
11.07.2001 gününün gecesi „süzme şerefsiz“ dükkanların camlarını kırdı.
12.07.2001 gününün erken saatlerinde ben Almanya’ya döndüm.
Bir soru;
12.07.2001 tarihine kadar benim sana, eşine veya çocuklarına karşı herhangi bir kusurum oldu mu?
Benim bildiğim kadarı ile olmadı.
Peki tüm bu süreç içerisinde sen bana bir kere olsun „Gel bu gecede bizde kal“ dedin mi?
Yinede ben sana karşı dargın değildim.
Devam edeyim;
08.08.2001
Babamın vefatı.
Allah düşmanımın başına vermesin diye bir dua vardır ya.
Benimki de o hesap.
Allah sizin gibi kardeş müsvettelerini düşmanımın başına vermesin…
Açık söyleyeyim:
Hepinize bir selamım sabahım vardı.
Bazılarınızı haftada bir arardım.
Hiç aramadığımı dahi, bayramda seyranda bir arardım.
Yaptığım iyilikleri listeleyecek olsam kitap olur.
Gelin görün ki:
Sizlere hiç ama hiç bir ayıbımın, kusurumun olmamasına rağmen
Bütün geçmişi bir çırpıda çiziverdiniz.
Babamım ölümünde dahi hiç biriniz beni aramadınız.
Yazıklar olsun size…
Yazıklar olsun sizin Müslümanlığınıza…
Yazıklar olsun sizin insanlığınıza…
Ama unutmayın ki bu ayıpla ölene kadar yaşayacak olan sizlersiniz.
Konuya dönmeden önce şu „süzme şerefsiz“ meselesini kısaca yazayım.
Yahu Nursel;
Sen değilmiydin „Süzme şerefsiz apartmanın yan ödemelerini kafasına göre hesaplıyor“ diyen?
Sen değilmiydin „Tüm masrafları yanlızca 12 daireye bölüyor“ diye şikayetçi olan?
Sen değilmiydin „Oturduğun daireye ait yan ödeme makbuzunu“ bana veren?
Bende;
İlgilendim, araştırdım, sordum, soruşturdum ve bir yazı yazıp, posta kutularına birer tane bıraktım.
Sonrası malum;
O gece „Süzme şerefsiz“ dükkanların camlarını dağıttı.
Oturduğum dairenin kapısını „demir boru“ ile kırmaya çalıştı.
Merdivenlerde „Orospu çocuğu“ diye küfürler savurdu.
Vesaire.
Vesaire.
Neler oldu sen benden iyi biliyorsun.
Posta kutularına bıraktığım yazıların „süzme şerefsiz“ tarafından imha edilmiş olması ihtimalinden dolayı, aynı yazıyı Almanya’ya geldiğimde apartmanda gerek mülkiyet sahibi,
gerekse kiracı olan kişilere taahhütlü olarak gönderdim.
Devamını detaylıca okumak istiyorsan tıkla
Sonrasında sana telefon açıp sormuştum.
İyi oku şimdi;
Gürsel: O gece ben bir mektup bırakmıştım. Okudunuz mu?
Nursel: Yooo. Mektup felan görmedim.
Gürsel: Aynı mektubu Almanya’dan taahhütlü olarak gönderdim. Gelmedi mi?
Nursel: Yooo.
Gürsel: Ya o gece camlar kırıldı, hepiniz dışarıya kaçtınız. Nedir, nedendir hiç konuşmadınız mı?
Nursel: Yooo. Konuşsam ne olacak ki..
Gürsel: Dükkanın kırık camları ne oldu? Taktırıldı mı?
Nursel: Yooo. Öylece duruyor.
Kısadan hisse;
Durumdan şikayetçi olan sen,
„Cansel, Göksel, Tansel“ için devamlı „bunlar çok şerefsiz insanlar“ diyen sen ve kocan Hayati,
Hiç bir menfaatim olmamasına rağmen konu ile ilgilenen, araştıran, uğraşan ben.
Şiddete maruz kalan ben.
Görmeyen, duymayan, konuşmayan sen…!
Karanlığı naletlemektense, bir mumda sen yak..!
Anladın mı?
Birde resim göstereyim sana

Boşuna dememişler. „Körlerle sağırlar, birbirini ağırlar“
Konuya döneyim.
08.08.2001 babamın vefatında kalmıştık.
Beni aramamanızdan dolayı, ben sana telefon açmıştım.
Uzun uzadıya yazmaktansa, önce ben sana konuştuklarımızın bazılarını dinleteyim.
Devamı var…
Unutma ki;
Tarlada izi olmayanın, harmanda yüzü olmaz
AÇIK SORULAR:
22.02.2010
Sorum şu;
Kendini nasıl hissediyorsun?
09.09.2012
Bana karşı açılan bir dava hakkında Yargı senin kapını çalmış ve beni tanıyıp tanımadığını sana sormuş.
Sen ise tutanaktaki kayıtlara göre şu açıklamada bulunmuşsun.

Sorum şu;
Yalancının şeyinin şeyini Cansel şey etsin mi?