
Nurten Havadar’a açık mektubumdur
Haziran.2007
Sevgili Nurten,
Sana söylemek istediğim iki çift lafım var.
Uzatmayacağım.
Önce şu mektubunu tekrar okurmusun lütfen.


Yazdıklarını tekrarlayayım:
Özgürlük, anlamı çok geniş ama yaşayışı tatması çok kısıtlı.
Bize doğarken özgürsün demişler, ama çoğu şeyi kısıtlayarak büyütmüşler.
Sevmeyi öğretmişler, ardından nefret etmeyi.
Cesur ol demişler, korkaklığı hiç unutturmamışlar.
Çalış başar demişler ama tembel büyütmüşler.
Manevi duyguları maddiyatla güzelleştirdiklerini sanmışlar.
Hayat çok uzun güzel ama onuda zehir etmişler.
Doğduğum andan itibaren kavgalı, sevgisiz, menfaatler uğruna birbirlerini inciten bir ortamda büyümenin
zorluklarını çok çektim.
Halen bunlarla yoğrulmuş bir toplumda yaşıyorum.
Aile içindeki kavgalar benim hayatımda hatırlamak istemediğim en kötü anlar.
Çocuksu aklımda o maddiyat için birbirlerini üzen kocaman bir ailenin çocuğu olmak istemezdim.
İsterdim ki akşam yemeklerinde sıcacık bir ortamda yemek yemeyi.
Okul kapısına gelmiş babamın elinden tutup eve gitmeyi.
Bir pazar günü gidilen pikniği eğlenceye çevirmeyi.
İlk sevdiğim çocuk aşkımı anneme anlatmayı.
Geleceğe nasıl yetişmek istediğimi bilmek isterdim.
Kimseye burada fazla yüklenmek istemem.
Belki onlar çocuklarına verebilecekleri en güzel şeyin yapılmış bir bina,
kazanılmış daha çok para olarak görüyorlar.
Herşeyleri varken, en büyük eksikliklerinden haberleri yoktu.
Sevgiden bir çocuğun başını okşamanın,
onların dertlerinin ne olduklarını bilmemenin eksikliğini hiç bilmediler.
Bence herkes menfaati için çalıştı kazandı.
Daha sonra kazanılan bunca şeyin bölünmesine sıra geldiğinde kimin ne olduğu ortaya çıktı.
Kavgayla birbirlerine söylenen çirkin sözler,
daha çok pay alma amacıyla birbirlerini kırmaları hiç umurlarında değildi.
Oysa onların aç kurtlar gibi birbirlerini yerken biz çocuklarının ruhlarını,
beyinlerini parçaladıklarının farkında hiç olmadılar.
Nice seneler konuşmamanın eksikliğini çektik.
Birbirlerimize hep sahte gülücükler verdik.
Sahte sözler sarf ettik.
Çeşme başında dedikodu eden kadınlar gibi iki kişi bir araya gelince,
üçüncü kişiyi çekiştirmeyi ihmal etmedik.
İşte ben bunları istemiyorum.
Şunu bilmeliyiz;
Yaşam çok kısa.
Yaşadığımız her anın kıymetini bilmek, başkalarını incitmek,
akrabalık ilişkilerinde kopukluklar olmasını istemiyorum.
Dürüst olmak, gerçekleri saklamadan sevgiyi kendimize saklayarak değil,
sevdiklerimize ileterek, onlara seni seviyorum diyebilmek.
Her şeyi halledeceğine inanıyorum.
Özlemeyi seviyorum.
Özlenen şeylerin daha kıymetli olduğuna inanıyorum.
Ben güzellikleri özlüyorum.
Çocukken arkadaşlarımla oynadığım oyunları özlüyorum.
Hiçbir şeyden habersiz yeni doğmuş bir bebeğin sıcaklığını özlüyorum.
Fedakarlıklarla yapılan, gerçek sevgi ile yoğrulmuş dostlukları özlüyorum.
Sahte gülücükler veriyoruz.
Söylenmiş iki fıkraya gülüyoruz.
Gülerken düşünemiyoruz.
Ağlanacak halimize gülüyoruz.
Ağlamayı hafiflik sanıyoruz.
Oysa gözlerimizden damlayan iki yaşın çok şey ifade ettiğini bilmiyoruz.
Ben ağlamayı seviyorum.
Vara yoğa, herşeye ağlamıyorum.
Ama bazı duygular varki, sadece ağlanarak ifade edilebiliniyor.
Ölümden korkmak istemiyorum.
Düne dönüp yaşanmamış bir hayattan sonra ölüm daha acı geliyor.
Elden ne gelir deyip, yaşamaya devam ediyoruz.
Geçmiş hayatımda yoksun kaldım.
Sevgisizliğin iki katını yeni çevremde daha çok yaşıyorum.
Ama buna rağmen yaşamayı seviyorum.
Yağan yağmuru seviyorum.
Okuduğum kitabı, içtiğim çayı, bana içtenlikle bakan iki çift gözü seviyorum.
Yanlızlığımı seviyorum.
Çok kötüde olsa yaşanmış hatıraları seviyorum.
Tüm ailemi seviyorum.
Çünkü sevmeyi seviyorum.
14.05.1999 Nurten
Sevgili Kardeşim Nurten,
Demek sen;
konuşmamayı, sahte gülücükler vermeyi, sahte sözleri, üçüncü kişiyi çekiştirmeyi istemiyorsun.
Demek sen;
başkalarını incitmek istemiyorsun.
Demek sen;
akrabalık ilişkilerinde kopukluk olmasını istemiyorsun.
Demek sen;
sevdiklerine seni seviyorum diyebilmek istiyorsun.
Demek sen;
fedakarlıklarla yapılan, gerçek sevgi ile yoğrulmuş dostlukları özlüyorsun.
Demek sen;
yaşanmış hatıraları seviyorsun.
Demek sen;
tüm aileni seviyorsun.
Liste uzun. Tümünü tekrarlamama gerek yok.
…
Sevgili Kardeşim Nurten,
Olgun kişi güzel söz söylemesini bilen değil,
söylediğini yapan ve yapabildiğini söyleyen kişidir…
Anladın mı?…
Sen benim hem kardeşimdin, hemde arkadaşım.
Sana gösterdiğim ilgi ve sevgiyi diğer kardeşlerimin hiç birine maalesef gösteremedim.
Bazı konuşmalarımızı sana dinletebilirim.
Kendi söylediklerini kendi kulaklarınla duymuş olursun.
Sonuç olarak açıkça soruyorum;
Sana karşı kusurum kabahatim ne idi ki,
Kars’a geldim, otellerde kaldım bana bir kerecik dahi olsa demedin ki;
Gel, bir gecede bizde kal…
Nerede kaldı;
fedakarlıklarla yapılan, gerçek sevgi ile yoğrulmuş dostluklar?
Babamızın ölümünde dahi beni aramadın…
Hangi kanunda, hangi kitapta yazar böyle bir şey?
Hangi ailede yaşanmıştır buna benzer bir olay?
Söyleyebilir misin bana?
Seni şahit olarak göstermiştim.
Mahkemede ifade vermedin.
Nerede kaldı doğruluk?
…
Kısadan hisse:
Tarlada izi olmayanın, harmanda yüzü olmaz.
Anladın mı?
Cevap yazarsan, burada yayımlarım.
…
Sana bir iyiliğim daha olsun.
Başkalarının hakkında söylediğin hiç bir şeyi yazmadım.
Gerçek gözüken samimiyetinize gölge düşürmeyeyim.
Ama;
Yaşarsam, birkaç şey daha yazacağım.
Bu sessizliği mutlak değiştireceğim.